• Mustafa Akbayır

Liyakat değil, sadakat dönemi

Güncelleme tarihi: 7 Kas 2019

Neler oluyor hayatta?

Daha doğrusu neler oluyor şu akademide?


Baştan söylemeliyim; hiç de iyi şeyler olmuyor! Kısaca açıklamak gerekirse, FETÖ’cü dekanlar görev başında kalmaya devam ediyor. O dekanları atayan FETÖ’cü rektörler makam odalarında keyif çatmayı, üniversitelerin içerisini boşaltmayı sürdürüyor. Akademisyenlere haksız soruşturmalar açılıyor, baskı politikaları hız kesmeksizin yolunda ilerliyor. Hukuk devleti ilkeleri ayaklar altına alınarak keyfi kararlar sonucu değerli çalışma arkadaşlarımız “selam vermedin!” denilerek görev yerlerinden ve öğrencilerinden uzaklaştırılarak fakültelerinden sürülüyor…


Daha sayacak çok şey var tabi, fakat genel itibari ile odaklanmak istediğim bir konu var ki sinirden köpürmeme neden oluyor. Yüksek Öğretim Kurulu tarafından ülkenin doktora mezunu istihdam ihtiyacını karşılamak amacıyla hayata geçirilen 100/2000 projesi kâğıt üzerinde fevkaladenin fevkinde bir uygulama gibi görülüyor… Amma velâkin uygulama kısmına geçildiğinde ise işlerin ağır aksak ilerlediği, hukuki olarak temelsiz, mesnetsiz bir yönetmeliğe dayalı olarak projenin yürütülmeye (!) çalışıldığı dikkatleri çekiyor.


Öğrenci alımlarında adam kayırmaların ön planda tutulduğu, sözlü mülakatlar ile liyakat temelinden uzaklaşarak eş, dost ve akrabaların bursiyer olarak projeye dahil edildiği bilinen bir gerçek. Fakat henüz programın emekleme aşamasında olduğu ilk yıllarında hakkaniyetle bu projeye adım atan adaylar sıkıntı yaşamaya devam ediyor. Araştırma görevlisi kadrosuna çıkmayan fakülteler, asistan ihtiyaçlarını bu zavallı sigortasız işçiler üzerinden gidermeye kararlı gözüküyor. Yalnızca “öğrenci” statüsünde olması gerekirken ve ders yükümlülükleri haricinden herhangi bir idari sorumluluk alamayacak iken, söz konusu bursiyerler ne yazık ki bırakın derslerine, kendi hayatlarına dahi vakit ayıramıyor. Çünkü fakültelerin ağır iş yüklerini sigortasız ve ucuz iş gücü olarak bu zavallı akademik köleler üstlenmek durumunda bırakılıyor.


Aralarında Akdeniz Üniversitesi, Süleyman Demirel Üniversitesi ve Selçuk Üniversitesi’nin de bulunduğu köklü (!) akademik camialar bu öğrencileri her türden işe koşmayı kendilerine bir görev biliyor. Öğrenciler, yönetmeliklerinde yazılı olan “idari sorumluluk yüklenemezler” maddesine istinaden sadece derslerine odaklanmak istediklerini dile getirseler dahi, sigortaları olamadan fakülte dekanları ve yardımcıları tarafından atölyelerde, laboratuarlarda ve hatta kimi alanlarda arkeolojik kazı ve tehlikeli iş sahalarında çalışmaya zorlanıyor.


Peki ama bu denli acımasız bir uygulama karşısında YÖK ne yapıyor? Tabi ki koca bir hiç! Şikâyetler hasıraltı edilerek üniversite yönetimlerine soruşturma açılmadığı gibi, mesai kavramı şart koşulan, sınav gözetmenliği yazılan, laboratuarda tehlikeli kimyasallar üzerinde deney yapmaya zorlanan zavallı öğrencilerin hak talepleri yine mesnetsiz (!) yönetmeliğe dayandırılarak “idarenin verdiği akademik görevleri yapmak zorunluluğu” maddesine atıfta bulunularak reddediliyor.


Akademide liyakat döneminin sona erdiği, iletişim fakültelerinde sansür uygulamalarının ayyuka çıktığı, FETÖ’yü öven dekanlar ve rektörlerin koltuklarında oturarak çalışanlarına haksız soruşturmalar açtığı ve mobbing uyguladığı böylesine olağan (üstü) bir dönemde, insan sigortasız bir şekilde çalıştırılan öğrencilere üzülmeden edemiyor.


44 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör