• Mustafa Akbayır

Çanlar kimin için çalıyor?

Güncelleme tarihi: 31 Tem 2019

Olağanüstü bir gün…

Kelimenin tam anlamı ile benzersiz bir gün…


Kötü başlayan bir günün mizahı, akşam karanlığı altında, yalnız bırakılmışlık duygusu ile ezilen üç gencin başarısıyla taçlanıyor. Onlar, dört yıllık zorlu eğitim hayatlarını tamamladıktan sonra bir defa daha bizleri gururlandırıyorlar. Fakültemizin medar-ı iftiharları, TRT Geleceğin İletişimcileri yarışmasının fatihleri; Celal Ünal, Hakan Koçyiğit ve Zeynep Avcı’ya buradan, yine ve yeniden kucak dolusu sevgiler!


Biz ya da daha doğrusu bendeniz, onların yanında tam anlamı ile yer alamasam dahi, onlar beni unutmuyorlar: “Hocam, canlı yayında size de teşekkür etmek istiyoruz ama…” İşte bu cümlede yer alan bazı sözcükler insanın yüreğini dağlıyor. Neden mi? Aslında çok basit; çünkü çaldılar! Hayır hayır, şaka yapıyorum elbette :) Dört yılda kalplerimizi çalsalar dahi bu gençler, başka her hangi bir suçları yok! Çünküsü ise aslında şurada; onlar da korkuyorlar. Peki ama neden ya da kimden korkuyorlar? Neden hayatlarının en mutlu anında “…ama” ile süslü bir cümle kuruyorlar? Yahu, kanları deli akıyor damarlarında, kaplarına sığamıyor coşuyorlar o stüdyoda, ödülden ödüle koşuyorlar ama…


Aslında her şeyi, olan biten her şeyi ama her şeyi doğru bir biçimde açıklamakta yarar var. Bu sebeple geride bıraktığımız 2018 yılının son aylarına uzanmak gerekiyor. Keşke uzansak ve bir kerelik de olsa her şeyi olması gerektiği gibi kılabilsek ama… Bizler, iletişim camiasının akademisyenleri, özellikle de gazetecilik eğitimi almış ve halen almakta olan, bu eğitimi almakta olan yeni gazeteci adaylarını da eğitmekte olanlar olarak basın özgürlüğü şiarını çok severiz. Dilimizden düşürmez, attığımız her adımda olmasa dahi, verdiğimiz her derste en azından bir defa dahi olsa kelam ederiz. Basın, özgür olmalıdır! Basın hürriyeti sağlanamaz ise demokrasinin işletilmesi mümkün değildir, deriz… Fakat çoğu zaman olduğu gibi bu defa da söylemekte hızlı, harekete geçmekte fazlası ile yavaş kaldık.


Olay şu; bu gençler olmasa dahi, bu pırıl pırıl parlayan gençlerin arkadaşlarının haberleri fakültemizin haber ajansının internet sayfasından kaldırılırken sesimizi çıkaramadık. Çünkü biz de korktuk! Yani ben, uyduruk sebeplerle kadrom adına hukuk mücadelesi veriyor iken, yahu henüz basit ve sıradan bir asistan parçası iken korkmayacak da ne yapacaktım zaten! Peh… Evet, yakınmakta ne kadar da haklıymışım meğer, gerçekten de ne yapacaktım… Zaten bir şey de yapamadım… Sırf bir adamın söyleşisi hükümete muhalif olduğu gerekçesi ile sansüre maruz bırakılırken, çocuk tecavüzlerini gün yüzüne çıkaran bir kitap kaleme aldığı için haber değeri gördüğümüz bir başka söyleşimiz yerden yere vurulup bir çırpıda sitemizden kaldırılırken, daha geriye gidelim, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinliklerinde yer verdiğimiz fotoğraflarda rengârenk görseller “hastalık” olarak nitelendirilip bir çırpıda silinirken, başörtülü bir başka teyzemiz sırf Kürt kökenli olduğu gerekçesi ile terörist ilan edilip zorla o fotoğraf da silinirken, evet, bir şeyler yapmakta fazlasıyla, ziyadesiyle geç kaldık… Ne demişti bir dostumuz, “…ama”, ama basın özgürlüğü önemli idi, basın, asla ve kat’a sansür edilemez idi… Derslerde sadece söylemekte olduğumuz gibi…


“… ama hocam, size sakın sıkıntı çıkarmasınlar? Sırf size teşekkür ettiğimiz için baskı uygulamasınlar?” İşte yürek dağlayan sözler bunlar… Henüz gençliklerinin en cıvıltılı, en kıpır kıpır anlarında bu geleceğin iletişimcileri, gazetecileri... En mutlu günlerinden birinde sarf ettikleri teşekkür konuşması neticesi ile Hocalarının başına (daha) kötü bir şeyler gelmesinden ya da getirilmesinden korkarak kendilerine otosansür uygulamak niyetindeler… Dostlar, biz sizi orada bir başına koyduk ama siz bizi, (beni, beni), asla ve kat’a yalnız koymadınız! Dersleri güya veren bizdik ama günün en güzel dersini sizden ben aldım. Bu sebeple orada sizinle bulunarak yerimi alan Onur Anas, Mustafa Gök ve diğer tüm arkadaşlara bir defa daha selam olsun! İyi ki sizleri tanımış, iyi ki sizler ile binlerce haberin altına ortak imzamı atabilmişim! Bu yolculuk, benim için bir gurur, bir onur, bir iftihar kaynağı oldu…


Yolunuz ve bahtınız açık olsun…

37 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör