top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıMustafa Akbayır

#Samandağ

#Deprem felaketi çok hızlı bir şekilde gündemimizden çıktı. Daha doğru bir ifade ile felaketi yaşamayanlar için ilgi çekiciliğini yitirdi. Ailemin kişisel eşyalarını kurtarabilmek adına #Hatay #Samandağ’a doğru yola çıktık. Asıl yıkım #Belen itibari ile başlıyor…


#Antakya ise felaketi iliklerine kadar yaşamış. Neredeyse sağlam kalan yapı yok. Göçenler, yan yatanlar, ağır hasar alarak kolonları patlayanlar… Koca koca binalar moloz yığınlarına dönüşmüş. En ürkütücü görüntüler ise çadır "kent" adı verilen gelişi güzel toplanma alanlarından.


Aradan geçen onca zamana rağmen nasıl bu kadar tertipsiz olunabilir? Çadır kentlerin hemen yanı başına dökülen moloz yığınları... Asbest riski? Molozlar sebebiyle oluşan toz bulutları? Astım, kanser hastalarının akıbeti? Ya hijyen? Neredeyse hiç yok...


Bölgede bir gazeteci olarak değil, gazeteci yetiştiren bir akademisyen olarak hiç değil; endişeli bir evlat, ürkek bir kardeş, korkmuş bir kuzen ve niceleri için çaresizlik hisseden bir dost olarak bulundum. Bu nedenlerledir ki bölgeyi değil, ailemin evini kayıt altına aldım.

Çaresiz bir görüntü. Kolonlar patlamış, camlar parçalanmış, merdiven dairesi göçmüş... Bina ortasından yarılarak ikiye ayrılıyor. Dairelerin içi ise adeta "yağmalanmış". Savaş sahnelerini andıran bir görüntü misali...

Deprem günü #Samandağ'da, #Simgemarket üstünde yer alan Muhsin Hamza Erol apartmanı 23 numaralı dairede ailemle bir aradaydık. Ablamın diyaliz döneminden kalan fikstülünü bozdurma ameliyatı olması nedeniyle #Antalya'dan #Adana'ya oradan da #Hatay'a geçmiştik.

O karanlık gün, deprem ile göçen ve ailemin evlerinin üstüne yıkılan binada oturan insanları izlemiş, kahvaltı sofrası üzerinde şu sözleri kurmuştum: "Şu bina hiç güvenli durmuyor. Ama annem sizin bu bina sağlam. Biz #Antalya'da 14. katta inan Allahlık yaşıyoruz..."

Sözün gerçeği, abdala malum olur. Fakat ben, aptala malum olur diyorum. Şimdi ise yıkılan binadan geriye sadece koca bir boşluk, molozlar, birkaç kişisel eşya ve koca koca demir parçaları kalmış. Üzerinde yürüdüğümüz boş alanda yitip giden canları düşünmek dahi istemiyorsunuz.

Son bir iki not daha eklemek istiyorum. Bölgede maskesiz dolaşmak imkansız. Mümkünse koruyucu gözlüklerle gidilmesi gerekiyor. Malum, #Samandağ deli rüzgârları ile de ünlüdür. O deli rüzgârların kaldırdığı toz bulutları adeta distopik film sahnelerini aratmıyor.

Sahi biz o toz bulutları ile birlikte neyi soluyoruz? Enkaz altında kalanların hatıralarını mı? Beton, demir, envai çeşit kiri mi? Bölgede kalanlar anlatıyor. Yarı çılgın bakışları ile yaşça beni ikiye katlayacak adamlar, "abi gazeteci misin? anlatacaklarımız var." diyorlar.

Gazeteciler nerede? Yağmaların hikâyesi, polis zoru ile alıkonan ve darp edildiğini iddia edenlerin ifadeleri, her iki lafından biri abi bina yıkılacak, aman sakın girme olan; ama gel, göstereyim binayı, biz çatıdaki demirleri sökmeye geldik diyenlerin gerginliklerini...


"Abi burada hava kirli. Sence ölülerden mi, bak boğazım yanıyor." Üzerinde yürüdüğü alanda yıkılan bina var. Söylüyor: "İlk gün bu binadan çok ceset çıktı. Daha içeride çok kişi vardı. Bazılarının kolları dışarıda kalmıştı."

Binadan geriye kalanlar üstünde ise yazıyor: "Enkaz kaldırmadan önce arayın 0536..."


7 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Commentaires


bottom of page